Bizans’ın Kayıp Sarayları ve Küçük Ayasofya, Rana DEMİRİZ
Rana DEMİRİZ
17 Haziran 2021

Bizans’ın Kayıp Sarayları ve Küçük Ayasofya

Bizans’ın Kayıp Sarayları ve Küçük Ayasofya

Bugün, tarihi yarımadada, yer altındaki İstanbul’dan bahsedeceğim. Öncelikle bir kısmı Türk ve İslam Eserleri müzesinin arka bahçesinde kalan Antiochos & Lausus Sarayının kalıntılarını inceleyelim. 5. yüzyılda, II. Theodosius’un baş mabeyincisi Antiochos tarafından inşa ettiriliyor saray. Tesadüf o ki; Osmanlı döneminde hanedan dışında saray sahibi tek kişi olan İbrahim Paşa gibi ondan çok önce yaşamış olan Doğu Roma’nın hanedan dışı soyluları da saraylarını aynı alana inşa ettirmiş. Lausus ise doğu tapınaklarından yağmalanmış geniş bir koleksiyona sahipti. Bu koleksiyonda bulunan pagan heykelleri, dindar Hıristiyanlar tarafından şikâyet edilse de yalnızca estetik ve tarihi kaygılarla sergilenmiş olmaları, tarihte ilktir.

Ayasofya’nın hemen önündeki Augusteion Forum’unda yürüyoruz. Hemen arakmızdan, şehrin ana caddesi, bugünkü tramvay yolu olan Mese geçiyor. I. Konstantin, 330 yılında Konstantinopolis'i kurarken, büyük sarayını tam da bu noktada planladı. Saray, Hipodrom ile Ayasofya arasında konumlandırıldı. Zaman içinde çeşitli eklemeler yapılan Büyük Saray’ın etrafı yüksek duvarlarla çevrili olup, bahçe ve gezinti alanlarının arasına dağılmış birbirinden bağımsız, imparatora ait yatak odaları, taht ve tören salonları, kilise ve şapeller, muhafız koğuşları, imalathaneler, depolar, ahırlar gibi yapılardan oluşmaktaydı. Aynı zamanda dekorasyonu için Bizans İmparatorluğu’nun zenginliği ve gücünü yansıtan egzotik mermerler, heykel ve ince mozaikler kullanılmıştı. Denize doğru dik inen saray alanı, üç ana terastan meydana gelmişti ve küçük yapılarla beraber altı terası vardı.  

1204 Haçlı İstilasına kadar Büyük Saray, şehrin ana yönetim ve tören merkezi olarak kullanıldı. Latin İmparatorluğu sırasında, Saray kullanılmaya devam edilse de para yokluğundan tamir ettirilememiş, hatta son Latin imparatoru II. Baodouin sarayın kurşun çatısını söktürüp, satmak zorunda kalmış. Dolayısıyla, 1261 yılında şehir Haçlılardan geri alındığında, Saray çok kötü durumdaydı. Hanedan Blakernai Sarayı'nı kullanmak zorunda kaldı. Sonuçta, Fatih Sultan Mehmed, 1453 yılında şehri fethettiğinde, Saray hem terk edilmişti, hem de harabe hâlindeydi. Günümüzde Büyük Saray’da kazılar devam ediyor fakat tamamen kazılması, alanın bir kısmının hem Sultan Ahmet Camii ve hem de onun etrafındaki binaların altında kalması nedeniyle mümkün değil.

Sarayın doğu kısmında, Magnaura Saray kalıntıları yer alıyor. Burası önce Senato binası olarak, sonra Üniversite olarak hizmet vermiş. “Magna Aula”, Latince’de ‘içine çok kişi alabilen’, ‘resmi merasimlerin yapıldığı’, ‘geniş salon’ anlamı taşır. Yani bu bina, taç odası, diğer bir deyişle kabul binası olarak da kullanılmıştır.

Sultanahmet’ten Marmara Denizi’ne doğru geniş bir arazide kurulmuş olan Bukaleon Sarayı yer alıyor. Bu büyük sahil sarayından, bugüne yalnızca pencereli bir duvar parçası kalmış olsa da bir zamanlar fazlasıyla görkemliymiş. Bazı kaynaklara göre saray, II. Theodosius tarafından yaptırılmış. Sonraki dönemlerde yapılan ek yapılarla saray büyümüş. 4. Yüzyıldan, 10. Yüzyıla dek irili ufaklı pek çok yapı ilave edilmiş. Tıpkı Topkapı Sarayı gibi. Bu sarayın bir imparatorluk iskelesi ve iki tarafında aslan heykelleri olan muhteşem bir sur kapısı varmış. Bbu kapının aslanları bugün Arkeoloji Müzesi’nde görülebilir. İskeleden saraya gösterişli bir merdivenle çıkılıyormuş. Bu yamaçta sıralanan bahçeler, köşkler varmış. Latin işgali sırasında yağmalanan saray büyük tahribat görmüş ve büyük bir bölümü de 1870’lerde demir yolu yapımı sırasında yok olmuş.

Hemen yanında Küçük Ayasofya Cami, yani Aziz Sergios and Aziz Bacchos Kilisesi bulunuyor. Kiliseyi Bizans imparatoru I. Jüstinyen ile karısı Theodora 527 yılında “Aziz Sergios ve Aziz Bachos” adına yaptırmışlar. Jüstinyen, İtalya seferinden sonra İtalya’nın Ravenna kentinde, San Vitale adında bir kilise daha inşa ettirmiştir. 547 yılında tamamlanan bu kilisenin planı Sergios ve Bakhos Kilisesi’nin planının aynısıdır.

Ayasofya’dan daha eski olan yapıya Osmanlılar, Ayasofya’ya benzediği için Küçük Ayasofya ismini vermişler. Kiliseye, Ayasofya'ya benzerliğinden dolayı Küçük Ayasofya denmiş olsa da Aziz Sergios ve Bakhos onun küçük ölçekte kopyası değil. Tasarımı oldukça farklı ve sıra dışı. Kilise asimetrik bir dikdörtgene yerleştirilmiş asimetrik sekizgen şeklinde. Bu düzensizliklerin sebebi tam olarak bilinmiyor. Kilisenin orada şu an mevcut olmayan iki bina, Aziz Pavlus Kilisesi ve Hormisdas Sarayı arasına sıkıştırılmış olması bunun bir sebebi olabilir. Yapı, kentin tarihi boyunca geçirdiği yangın, deprem, istila, yağmalama, ne varsa görmüş. Bahçesinde ise Hüseyin Ağa Medresesi bulunuyor. Medrese, Yesevi Vakfı tarafından restore edilmiş. Şu an Türk el sanatları çalışmaları yapılıyor. 

Rana Demiriz

Köşe yazılarımı YouTube kanalımdan izleyebilirsiniz.

Reviews(0)
Doğrulama Kodu : 8166
Kodu Girin